Ağzımla kuş tutsam?

-Ağzınla kuş tutsan bile umurumda değil. Enteresan bir deyim hiç deneyeniniz oldu mu ? Hatun terk etti mesela, çok kızgın ve kendini affettirmek için her şeyi yapmaya hazırsın. Tüm yollar çıkmaza sürüklemiş seni, kapıyı çalıyorsun. Açınca kapıda seni görüyor, ağzında bir kuş. Bir de gözüne girmek için büyük bir kuş tutmuşsun örneğin pelikan… Kesin hoşuna gider. Kadınlar biraz bizden farklı ben şahsen işe yarayabileceğini düşünüyorum…

-Bazen anlattıklarını seni anlamayan insanlara denk gelirsin ama bunu çok profesyonelce yapan tiplerden bahsediyorum. Adam anlamamak konusunda resmen Master yapmış. Öyle bir anlamıyor ki seni anlasa daha çok üzüleceksin. Hayranlık uyandırıyor bende.

-Master yapmak da enteresandır bak. Çok aklım almıyor bu Master doktora işlerini ama nerde bir Master, doktora, yüksek lisans yapan adam görsem iki kolu olmayan dilenciden daha çok üzülürüm adamın haline. Sadaka veresim gelir. Adam okumak dışında bir şeyden habersizmiş gibi geliyor bana. Sürekli okuyor, okul bitiyor, yüksek lisans, o bitiyor doktora, o bitiyor tez ”lan bitti okul işte” “yok bir şey yapacağım ben bir şey daha” Bir de bunların feriştahı var; ”Ordinaryüs” …Kelimeye bakar mısın orta dünyada okyanusları eriten dev bir ejderha olsan böyle bir isim vermezler allahıma…

-Öğrenilmemiş çaresizlik var mı ki?

-Ayrı yazılan “ki” de bir kendini beğenmişlik bir ortamdan kopmuşluk böyle bir lacoste t-shirt havası var.

-Demirel taklidi güzeldi. Sağda solda “Binaheleyn” diyerek cümleye başlayan ağabeyler olurdu. Her seferinde gülünürdü. Sırf taklidi sürsün diye isterim Demirel bu işlerin bi yerinden tutsun…

-”Kanguru” yerli dilinde “bilmiyorum” demekmiş. Beyaz adam Avustralya’ya gidince bir gün yanından kanguru geçiyor. Soruyor yanındaki yerliye bu nedir diye “o da kanguru” diyor…

-Bir öğrencim “Hocam, kıvılcımın tersi mıclıvık” demişti.

-Şu yaşıma geldim. Eve gelen elektrik ustasının arka cebindeki yarısı dışarıda duran penseden daha karizmatik bir şey görmedim.

-Özellikle beldelerde ya da ilçelerde egzozu patlak motosikleti üzerine yan oturarak süren gömleği rüzgârda “flap flap” diye sallanan fazladan bronzlaşmış, kalın dudakları ağabeyler vardı ne oldu onlara?

-Ortaçağ’da yaşamak isterdim. Gizemli ve mistik havası bir yana, sanki o çağlarda her şey serbestmiş gibi geliyor bana. Şimdi normalin dışında bir şey yaptığın zaman “hangi çağda yaşıyorsun kardeşim” diye yapıştırıyor adam lafı. Ama ortaçağ öyle değil orda bütün denyoluklara izin var sanki…

-Yaşam tarzımdan olsa gerek genelde dışarıda yemek yiyorum. Yani marketle falan pek işim olmuyor. Geçen gün marketten iki ekmek alacaktım.”Sonra ekmeğin fiyatı ne kadardı lan?” diye sordum kendime. Evet, lan dedim. İç sesimle kanka gibiyizdir. Ekmek fiyatını sorma düşüncesi çok ağır geldi o anda bana. Küçükken izlediğim Türk filmlerinde başrol oyuncusu hep şu cümleyle fırçalardı sonradan görme zengin çocuğunu. “Ekmeğin fiyatı kaç para leyyn?” Bu cümleyle fırçalanan kötü adam da başını öne eğerdi. Çocukluğunun neredeyse tamamında salça ekmek (üzerine hafif kuru nane…)yemiş olan ben, bu zikik durumuma düşmeyi en son hak edecek adamdım. Ama kader ağlarını örmüş ve marketçi çocukla başbaşa bırakmıştı beni. En iyisi 2 lira uzatayım kesin yırtarım diye düşündüm. Çocuk da galiba hayatı boyunca ekmek fiyatını bilmeyen bu denyoyu beklemişti. 1 Lirayı geri uzatıp “Ağabey ekmek 50 kuruş” dedi. Başımı önüme eğip eti pufları izleye izleye çıktım marketten. “Yazıklar olsun lan sana” dedi iç sesim. “hımınıınggg” demekle yetindim.

-Biraz aşk alır mısınız?

-Sağ olun kullanmıyorum

-Benimki de dudak tiryakiliği zaten içime çekmiyorum.

-Hadi hayırlısı. Görüşmek dileğiyle…

Salih EĞİN

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir